22 Mayıs 2012 , Salı
Kemal BAYRI
" Yazarın biyografisi "

DENKTAŞ'LA 15 DAKİKAM...

Tarih : 16 Ocak 2012
Okunma sayısı : 470
  • Haberi Yazdır
  • Haberi PDF olarak bilgisayarına kaydet
  • Facebook' ta paylaş
  • Delicious hesabına ekle
  • Twitter' da paylaş
  • Myspace' de paylaş
  • Digg' de paylaş
  • Google' da paylaş
  • Friendfeed' de paylaş
  • Microsoft Live' da paylaş
 

Demiş ki destansı bir hayata veda ederken, 'Söyleyin onlara burası bağımsız bir cumhuriyettir'...peşinden, 'Hristofyas' diye haykırmış.

Kızı Ender Vangöl'ün ajanslara aktardığı son bilgilerdi Denktaş'la ilgili. Rumca sayıklamış Denktaş, Ender Hanım, Rumca bilmediğini, Türkçe ya da İngilizce konuşmasını söylemiş O'na.

Son anlarında bile vatan sevdasında bir lider... "Nasıl olacak, nasıl yerleşecek bu insanlar" diyor, müzakereler var düşünde, toprak ayarlamaları, iskan sorunları...Ender Hanım, 'Bunları düşünme' diyor, O, 'Benim düşünmem gerek' diyor.
Son nefesinde bile kendini adadığı davasında, mücadelesinde. O dava işte, özgür ruhunun şekil bulduğu dava, 'söyleyin onlara' diyor, ölüme giderken adım adım beyninde, 'burası bağımsızdır'...'söyleyin'...

***
Onunla bir kez yüz yüze konuşma şansım oldu.

2008'in son günleriydi ve bir bayram günüydü. Yalova'nın şifalı su kenti termal, bir ünlü ismi daha yeşil cennetinde konuk ediyordu. Ajans muhabirliği yaptığım bir dönem. İl temsilcim, Denktaş'la konuşmak için Termal'de soluğu almış, uzun uğraşlara rağmen bir mülakat koparma konusunda şansı yaver gitmemişti. Bayramın ikinci günü bu kez Termale beni ve İsmail'i yolladılar, umutsuz bir son deneme için.

İsmail kamerayı aldı, ben makinemi kontrol ettim, pilleri yeniledim, birlikte Termal'deki meclis lojmanlarının yolunu tuttuk...

Atatürk Köşkü önünde bir görevli çimlerle ilgileniyordu. –Daha iki yıldır süren şu meşhur restore işi başlamamıştı- Ona Denktaş'ın nerede olduğunu bilip bilmediğini sordum. Bana Atatürk'ün restore edilen eski yazlık sinemasının orayı, Sinema Kafe'yi işaret etti, 'orada oturuyorlar işte gidin tam zamanı' gibi bir şeyler söyledi. Sinema kafeye varmadan, hemen solda bir masada Denktaş'ı gördüm. Masa kalabalıktı, birkaç bayanla bir erkek vardı sanırım. Önlerinden geçtik, direk soru sorup ters bir cevap almak işi başlamadan bitirmek olacaktı. Koyu bir sohbetteydi Denktaş, hanımları dinliyor, arada bir şeyler söylüyordu.

Sinema Kafenin çardağında birisi, hem Denktaş'ı gözlüyor, hem de bizi. Konuşmaya başladık, koruması olduğunu söyleyince sevindim doğrusu, ona dünden kalan selamı ve bir kendi eşine bir de Aydın Hanım'a verilmek üzere iki şal hediyesini ilettik. Hediyelere sevindi, bizi Denktaş'la konuşturacağını söyledi. Masaya giderek Denktaş'ın kulağına bir şeyler fısıldadı. Denktaş bize şöyle bir baktı, başını salladı, olur anlamında.

***
İşte o an heyecanlandığımı hissettim. Koskoca bir yaşayan efsane, Rauf Denktaş'tı karşımdaki.

Önce böyle büyük bir devlet adamı karşısında birkaç kelime ederek bir giriş yapmaya çalıştım. Aslında heyecandan ne söylediğimi pek hatırlamıyorum doğrusu.
Kibar, beyefendi bir devlet adamının deneyimli gözleriyle bizi süzdüğünü hatırlıyorum. Kim bilir hayatı boyunca yüzlerce kez muhabirlere beyanat vermiş, Amerika'ya, Rumlara, Makarios'a, Yunan Cuntası'na öfke kusmuş, halkına birlik telkin etmişti. O gözlerdeki ışıltının, çok şeyler yaşamış, uzun mücadeleler vermiş özgür ruhlu bir insanın bakışları olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum.

Bu kısa konuşma şansını iyi değerlendirmeli ve doğru soruyu sormalıydım. Bürodan çıkmadan önce çalıştığım dersimi sordum, şu Kıbrıs büyükelçisi krizini...

KKTC ile Türkiye arasında büyükelçi krizi yaşanmış, Hürriyet bunu, 'yavru vatandan geri vites' manşetiyle görmüş, Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Burak Özügergin'in KKTC ile ilişkilerin maslahatgüzar seviyesine inmesiyle ilgili 'yalanlama gibi' açıklaması, Hürriyet'te, 'KKTC ile elçi krizi' haberinin ardından gelmişti. İki satırlık bu açıklamada Lefkoşe büyükelçisinin hala görevde olduğu ve haberlerin yanıltıcı olduğu dile getiriliyordu. Oysa Türkiye'nin Kıbrıs büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in merkeze alınmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamesi 3 ay kadar önce yayınlanmıştı.
Denktaş'a sorduğum soru bununla ilgili değerlendirmesinin ne olduğuydu. Talat'la arasındaki gerginlik biliniyordu. O her zaman Türkiye'nin yanında olmuş, Rumlara asla taviz verme yanlısı olmamıştı. Talat'ın göreve geldikten sonraki yaklaşımı ise zaman zaman Kıbrıs'la Türkiye arasında krizlere neden oluyordu. Arka plan buydu.

***
Kendisi aslında kısa konuştu, ama bize bir haber çıkaracak kadar da uzundu değerlendirmesi. KKTC Cumhurbaşkanı M.Ali Talat'ın KKTC büyükelçisi ataması konusunda Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile inatlaşmasının üzücü bir gelişme olduğunu söylemiş, Talat'a da yüklenmeyi ihmal etmemişti. "Sayın Talat, yasayı değiştirmek istiyorsa bunu bu şekilde memleketi büyükelçisiz bırakarak değil, uyum içinde halletmesi" lazımdı, "Bu Türkiye'ye karşı büyük ayıptı."

Hala haberi kurtaramadığım düşüncesiyle, bir soru daha yönelterek şansımı zorladım, büyükelçinin atanamamış olmasını nasıl karşıladığını sordum, "Türkiye'nin büyükelçi atamaması bir mütekabiliyet meselesidir, Türkiye'nin suçu yok, KKTC büyükelçisini göndermezse, Türkiye de buna cevap verir" dedi. İstediğimiz olmuş, Denktaş Termal'de konuşmuş, Talat'ın anavatana büyük ayıp ettiğini söylemişti.
***
Haberi toparlamanın sevinciyle ona teşekkür edip büroya dönmek üzere yola koyulduk. İçimde 'diplomatik' bir beyanatı hem de Yalova'da, hem de Denktaş'tan almanın heyecanı...Ana gazeteye girer bu haber diye düşünüyorum. Ama kafama takılan bir şey var. Cafer'e büroda sordum, mütekabiliyet ne demekti? Kitap kurdu olan mesai arkadaşım bunun 'karşılıklılık' demek olduğunu söyledi. Karşılıklılık da neydi ki? Büroda internetten araştırdım, devletler hukukunda çok kullanılan bir diplomatik ifadenin adıydı.

Kelimenin cazibesine kapılarak haberin başlığını, 'Denktaş, 'Bu bir mütekabiliyet meselesidir' şeklinde attım. Ancak editörüme daha manalı ve kestirme bir başlık akla yakın gelmişti, "Türkiye'ye Büyük Ayıp Oldu". Nitekim haber ertesi gün Hürriyet'in dış siyaset sayfasında çeyrek sayfadan fazla bir yer kaplayarak 'Büyük Ayıp Oldu' başlığıyla yayınlanmıştı. Belki de başlık, Talat'ın iç siyasetine büyükelçi krizini bulaştırdığına dair olmalıydı ama, Denktaş bunu net olarak vurgulamamış, sadece olasılık üzerinden konuşmuştu. Artık her neyse idi, üzerimize düşeni yapmış, beyanatı almıştık...

***
O 15 dakikalık görüşmede, ülkesinin tarihine yön vermiş ama mütevazi, ama 84 yaşına rağmen gözlerindeki ışıltının daim olduğu bir yaşayan efsaneyi gördüm. 15 dakikanın bende bir izi, bir kelimesi ve o kelimenin hayat felsefesi olabilecek bir anlamı oldu.
İşte, aslında bu iki kelimeyi yazabilmek için oturmuştum bilgisayar başına. Denktaş'ın basına kızı aracılığıyla yansıyan son sözleri içimi burkmuştu...söyleyin, Kıbrıs Türkleri bağımsızdır...o kelimeleri okurken Termal'de çayını yudumlayan ışıltılı gözlü adam canlanmıştı gözlerimde.

Yaşaran gözlerimde.

Büyük lider, ruhun şad, mekanın cennet, yavru vatan hür olsun, güle güle.

Yorumlar »

Not: Yorumların içeriğinden yazan kişi sorumludur.
Ad/Soyad:

E-Posta:

Yorum:

 

Yorum Ekle »

Twitter Rss Facebook FriendFeed Delicious Twitter MySpace Digg App Store
ANA SAYFA | KÜNYE | İLETİŞİM | REKLAM | SÖZLEŞME | GİZLİLİK
Ajans Yalova
0533 24 999 60
info@ajansyalova.com